07 Kasım, 2008

Sonbahar...

Güz geldi...Baharın son demleri...
Yapraklar dökülüyor, mavi griye dönüyor...Daha sessiz, daha durgun, uzayan gecelerle daha bir karanlık, daha bir yanlız olma mevsimi başlıyor.
Çıplak kalmış ağaçlara inat; kalın kıyafetlere örtünerek ebelenmeyecek bir saklambaç oyunu oynama zamanı yaklaşıyor...
Bir hırçınlık içimde, bir öfke nedensizce...Bedenim, ifadelerim bile onun kontrolünde...
Kulakları sağır edecek çığlıklar atma isteğiyle, yüksek bir uçurumun en ucunda ve her an atlamak ister bir arzuyla...
Bırakmak istiyorum kendimi boşluğa ve düşmek; iten birileri olmadan da...
Kararsızlık ve dipsiz derinlikte düşünceler...
Vazgeçmişlik yatılı bir misafir değil artık, çoktan yerleşmiş bir yerlerime...Yorgunluğumun kalın izleri farkediliyor artık karelerde...
Rüya görmek, hayal kurmak gibi artık...

Geleceği düşünmek bir yana, anlamını kavrayamıyorken 'bugün'ü, dönebilmeyi arzu ettiğim tek yer, "geçmiş"...Belki de sığınabildiğim...
Gülmek değil tebessüm bile objektife bakarken yapılan bir eylem sanki...
Hayal kurmayı özledim ve kaybettiğim birilerini...
Gerçek hikayeleri istemiyorum artık...Birileri masal anlatsın bana!..
"Mevsim rüzgarları ne zaman eserse, o zaman hatırlarım, Çocukluk rüyalarım, şeytan uçurtmalarım
Öper beni annem yanaklarımdan
Güzel bir rüyada
Sanki sevdiklerim, hayattalarken hala''