09 Aralık, 2013

1 Nisan

O benimle hep kısa konuşur, ve tereddütsüz.
Birdenbire bir laf eder, ve hep doğru ifade eder.
"Sence" diye sormaya hiç çekinmediğim, ve cevabı her ne olursa olsun duymaya cesaret ettiğim bir erkektir o.
Bana her okkalı bir şey söylediğinde dudağının sadece bir kısmı hafifçe yanağına doğru yanaşır. Bu bir kinaye hali, mimik yada mizahi bir duruş değildir. Anlamlıdır ve hatta söylediği şeyleri tamamlar bir "nokta" gibidir.
Bir gün dedi ki;
-Pelin, sen kedi seven bir erkek ile birlikte olmalısın!  (Ünlem sonrasında belirlenen aynı "nokta" ile)
Tam bir savunma mekanizmasıydı benimkisi. Kurduğu cümle beynimde yankılanırken daha, ve resmen bir şok halinde, Pasha'yı filan anlattım hızlıca. Aslında küçüklüğümden beri hiç kedi sevmediğimi ve evimize, hayatıma nasıl 7 yıl ortak olduğunun ani sebebini filan.
Ama yetmedi...
Bir "kal" gelme hali geldi bana, sonrasında da hemen gitmedi. Ne gecenin karanlığı, ne Ankara'nın yüzüme yüzüme çarpan ayazı, ne de buz tutmuş yollarda düşer miyim acaba düşüncesi olmaksızın attığım hızlı adımlar engel olamadılar.
Varınca eve sakin kaldım. Sessiz kaldım ışıksız salonun tam orta yerinde. Ve ne kadar sürdüğünü bilemediğim bir süre...
Galiba ona hiç söyleyemeyeceğimden belki de, zihnimden sanki sırasıyla geçen bu kelimeleri not ettim bir parça beyaz kağıt üzerine.
Ben hayvanların doğaya ait olduğunu ister kedi, ister köpek, ister kuş hatta balık bile olsa evcilleştirilmemeleri gerektiğine inanan bir erkeğin kızıyım. Modelim olan erkeğin.
Yani ister sadece kedi seven erkeklerden olsun, ister köpek sevenlerden, ister ikisini de besleyenlerden...
Ne ironi ama di mi? Yazarken bile bunları itiraf edeyim, gülümsüyorum, belki de ağlanacak halime.