06 Şubat, 2015

Melekler fısıldasın kulağına

Bazen uzaktan yüzler tanıdıkmış gibi geliyor bana, yürüyüşleri, gülümsemeleri, kıyafetleri, sesleri...Sanki bi an her şey duruyor ve bir ışık süzmesi iniyor gökyüzünden görüş açıma. Bir an başka bedenler sana bürünüyor. Bir adım atıp durduracak kadar yakın mesafede olamadığımdan sadece bakakalıyorum arkalarından.
Biliyor musun sadece biz yada bildiğin hayat değil, her şey çok değişti Baba! Orta şekerliden az şekerliye döndü kahvelerimiz, Balık Günü artık kutlanmıyor, Pazar kahvaltılarımız denk gelmiyor, mutfak masası kullanılmıyor. Bir yanda her gün aynı gibi. Bir yandan da hiç beklenmeyen şeyler çatkapı giriyor içeri.
Biz de biraz değiştik mutlaka. Daha az ağladığımız gibi, daha az da gülüyoruz mesela. Ya çok sesliyiz, ya çok sessiz. Ben bile tanıyamıyorum kendimi, bazen bedenimle ruhum, zihnimle kalbim birbirinden o kadar uzaklaşıyor ki...Korkular, tedirginlikler çoğaldıkça sabır, tahammül ve hoşgörü de tükeniyor galiba. Sevgi saygı bitmiyor ama artmıyorda. Bir kaşık su, yeter sanki boğmaya da boğulmaya da. Sen nasıl sakin kalabiliyordun, her koşulda nasıl dengeyi kurabiliyordun acaba?
Yine hatırlatsana!
Nasıl özlüyorum sohbetlerimizi. "Bugün ne oldu biliyor musun" diye başlayıp hiç bitirmediğim cümleleri. Ya da eve girer girmez gözlerimin içinden olan biteni konuşmadan da anlayıp usulca yanıma gelişlerini. Kucağına oturup, başımı omzuna yasladığımda bulduğum huzuru. Şimdi düşünüyorum da hep nasıl ışık tutabildin karanlıklarıma? En çaresiz anlarımdan nasıl çekip alabildin bir anda?
Yine yapsana!
Hayat beni zorluyor, labirent çok yoruyor. Cevapsız sorular, sınavlar, kıssadan hisseler bitmiyor.
Sen burada olsaydın belki de hayat bana bu kadar kötü davranamazdı, Baba. Ben seni çağırırdım sen de hayatın ağzını burnunu kırardın.
Yine kırsana!