Çok küçüktüm...Rengarenk elbiseler giydiğim, uzun saçlarıma fiyonglu bantlar, tokalar taktığım ve dünyaya pembe gözlüklerimin camlarından baktığım yıllardı...
O da küçüktü o zamanlar, aramızdaki 5 yaş farka rağmen. Sürekli birlikteydik; beraber gezer, yemek yer, televizyon seyreder, oyun oynar (en çokta Comodore 64), tatile gider, bazen uyurduk bile aynı odada yanyana. Çocuktuk nede olsa...
Bunca zamanı paylaşmamıza rağmen, nedenini anlayamasamda pek de anlaştığımız söylenemezdi. Çok severdi beni içten içe bilirdim ama hiç göstermezdi, gösteremedi de. İlgilendiğini daha çok benimle didişerek, uğraşarak, takılarak belli ederdi. Uzak durur gibi görünür, gölgem gibi takip ederdi. ''Seni seviyorum'' diyemeyen ağır abi'lerdendi yani...
O göstermedikçe ben daha çok üstüne giderdim, farketsin hislerimi, karşılık versin, anlasın nasıl ihtiyacım olduğunu şevkatine, sarılsın sımsıkı, içten gülsün gözlerime...Nasıl da yakışıyorduk birbirimize, benzetiyorlardı da. Onu izlerken uzaktan, zamanla farkettimki karşımdaki, hayalimin resmiydi...
Dudağının üstündeki boşluk dolmaya başlamıştı zamanla, çocuk olmaktan vazgeçiyordu bedeni. Delikanlı olmanın gerekliliğine hazırlanır gibi, ve gittikçe asileşen duygularıyla. Boyu iyice uzamış, kolları kaslanmıştı. Değişimi sadece bedeni değil, ruhu da yaşıyordu. Uzaklaşıyordu benden hızla. Kısa zamanlarda paylaştığımız o eski alışkanlıklarımız da, birer birer anı oluyordu. Bize ait olan yerleri yabancılar dolduruyordu artık. Çoğu zamanını dışarıda geçirmeye başlamış, etrafı birden bire kalabalıklaşmıştı. Beni küçük görüyor, aramızdaki yaş farkı kendini iyice hissettiriyordu. Sokakta oynadığımız yakan toplar yerine mahalle maçlarını tercih ediyordu. Şakalar kakalaşıyor, takılmalar ise kavgaya dönüşüyordu. Konuşmuyorduk artık, konuşamıyorduk...
Hiç gösteremediği duyguları, tamamen kaybolmuştu sanki. İlişkimiz bir zorunluluktan ibaret gibiydi. Bu değişim beni de hırçınlaştırmış, bastırılmış duygularım ne derse itiraz ettiğim, ne yapsa karşı çıktığım bir ''ben'' yaratmıştı. Kıskanıyordum istemeden ve paylaşamıyordum. Ama inatçıydık ikimizde, çok inatçı...Bizi ayıran dostları yetmiyormuş gibi birde isimleri çok değişmeyen kızlar giriyordu hayatına. Arada sırada görüşüyorduk ama o kadar...Sadece gönül yaralarını anlattığı bir arkadaşı olmuştum sanki, bazen arabuluculuk bile yaptığım! Çok sessiz geçen bir dönemin içindeydik artık, çok sessiz...
Üniformalı öğrencilik dönemim sona eriyordu. Yaş 17! Genç bir kız olmuştum. O da olgunlaşmayı kabul etmeyen bir delikanlıydı hala. İçimde bir umut "eriyecek bu dağın karları" diye bekliyordum, ama hayatında sadece vazgeçilmez bir yerim olduğunu hissettiriyordu bana, nadiren paylaşılanlar ''biz'' olmasak da. O da benim hayallerimin prensi değildi artık ama bişekilde hayatımdaydı ve en acıtan haliyle.
Yıllar yılları kovaladı. Ben onu olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmiştim ama o hala beni görmek istediği gibi görüyor, olduğumdan daha farklı bir ben yaratmak için uğraşıyordu. Tanımadığı bir "ben"! Kalbimin pır pır çarptığı o zamanlardan o kadar uzaklaşmıştım ki, içimde koskocaman bir boşluk vardı ona karşı; yeri kapanmayan ama artık sevgiyle dolamayan...Kaybettim bütün mücadelelerimi, yenildim, tükendim. Ve neyazıkki sonunda vazgeçtim!
Arar sorar beni arada bir, evimiz hala onun da evi, gelir ama fazla durmaz, gider. Koskoca bir adam oldu artık. İşi var, gücü var. Ve o hep çok özlemini çektiğim hissi gerçekten hissettiği; sevdiği, sahiplendiği, kopamadığı, bırakamadığı biri hayatında.
Ama dudaklarına bir sigara dumanı mühür vursada, benim yerim hala başkadır mutlaka...Bir aşk hikayesi değildi çünkü bizimkisi. Aşktan öte bir tutkuydu, istesek de istemesek de yanyana bir ömür yürünecek, yoldu.
Koparılamayacak ve inkar edilemiyecek bir bağ aramızdaki, aynı anneden ve babadan çıkan bir kedi ve bir kopek gibi...
Ağabeyimdi...
