22 Ocak, 2007

Herşey çok güzel olabilir (mi)?

Erkeklerin sohbet başlıkları ve kapsama alanları bellidir ama bu kadın milletinin keskin gozleri, delik kulakları, ve duygu yoğunluklarıyla neleri duyup, görüp, hissedebildiklerine akıl erdirilemez. Her konuda da, ama mutlaka; düşünmeleri, fikir sahibi olmaları, doğru veya yanlış bildikleriyle konuşmaları, hiç olmadı üzerine yorum yapmaları gerçekten hayret edilir bir hadisedir.

Cinnah-Protokol yollarının yön değişimiyle populerliğini kazanan bizim caddenin, buluşma noktasında yani mazisi çok eski olmamakla birlikte yıllardır eksikliği duyulan bir hizmeti geniş bahçesi, lezzetli yemekleri, güler yüzlü personeli ve kendinizi evinizin salonunda (hatta oturma odasında) hissettiren atmosferi ayağımıza getiren Liva'da, 'Bütün Kızlar Toplandık' buluşması vardı. Klimalı "bizim salon"da, yemekler yendi, sıcak-soğuk içecekler içildi, birkaç haftanın özeti verildi, ve bütün detayları burada veremeyeceğim bir sohbet aldı başını gitti.

Birkez daha tasdik etmiş olduk ki; bu ülkede genç-yaşlı, zengin-fakir, eğitimli-cahil demeden herkezi peşinden koşturan aynı şey. Çaresizlik...

Azını da istesek, daha çoğunu da, sahip olduklarımızla da, hayalini kurduklarımızla da, sonunda hissettiğimiz duygu yoksunluk, ve kendimizi içinde bulduğumuz durum koskoca bir boşluk.

Bencillik, sanırım bizi insan yapan özelliğimiz. Ve evrendeki bu kalabalığın içinde duyulan yanlızlık gerçeği, kendi özümüzü bulma sürecimizi hızlandırıyor. Hırs, sonradan da sahip olunur bir hayat tepkisi artık. Güç ise varlığını hissettikçe bizi tanrılaştıran bir tehlike.

Bundan çok öncesini ve çok sonrasını bilemesekte, bu evrende 5 duyumuzla hissedebildiğimiz herşeye sahibiz; hava, toprak, su, güneş, ay, yıldızlar, dağ, bayır, çimen, çiçek, böcek...hepsine! Hepside bize verilen yaşam hediyeleri!

Ve bize ait olmayan tek şey ise, sahip olduğumuzu sandığımız tek şey aslında; o duyuları içinde sakladığımız bedenlerimiz!

Ne çelişki di mi ama?!

Peki ya ruhlarımız? Bize onca duyguyu yaşatan, yaşamı hem cennet hem cehennem yapan algılarımız?

Çağla dün anlattıklarıyla, beni inanmaktan çok korktuğum "gücün" varlığına, şanslı hayatların yaşanmış hikayeleri ile bir kez daha inandırdı. Sanırım artık yaşamda bir enerji olduğuna, en azından enerjisi olan varlıklar olduğumuzu bir sekilde kanıksadık. Bu kadar şeye sahipken once şükretmeyi bilmeli, sonra da bize verilen bu şansi en iyi şekilde değerlendirmenin çarelerini aramalıyız. Nasıl mı?

Once kendimizi, düşüncelerimizi ve duygularımızı kontrol ederek. Bu gücü yani enerjimizi en içten ve iyimser düşüncelerle yoğunlaştırıp, sınırsız ve şartsız imkansızlıklardan arındırıp, evrene yollamalıyız ve "pozitif" olmanın birinci kuralı bu ya, mutlaka bir vakit bize dönecektir umuduyla. Ve ellerimizi kollarımızı bağlayıp bekleyerek diil de biraz uğraş ve doğru seçimler yapmaya çalışarak bir de. Ne istediğini bilmek ve dilemek; olacağına inanarak planlamak ve mahrum etmeden hayatın keyfinden kendimizi, biraz da ipleri ele alarak...

Gelelim, 'Bütün Kızlar Toplandık' sohbetinin sonunda öğrenilen, hem kendime hatırlatmak istediğim hemde bu space'i ziyaret edenlerle paylaşmak istediğim, "ana fikir"e.

"DEĞİŞTİREMEDİĞİN ŞEYİ SORGULAMAYACAKSIN; SORGULADIĞIN ŞEYİ DEĞİŞTİRECEKSİN!"
Bir okuyun, sonra bi daha ve üstüne bir düşünün...Sonra mı?..Gerçekten anlamak, anlamını kavramak ve uygulamak için çooook düşünmek zorunda kalacağız! :)