Saçları kızıldı o zaman...Mavi lens takardı...Renkli ve desenli kıyafetleri, deri pantolonu ve apartman topuklu çizmeleri vardı. Bir de ille de baktıran siyah peluşu.
Salak sarışın bir de arkadaşı vardı. Yanına hiç ama hiç yakışmayan...Öylee takılırlardı.
Güzeldi, ve çok çılgın görunümlü...Havalı filan değildi ama, garip birşeyler vardı onda. Belki gizli masumiyeti farklı gelmişti bana. Neden bilmiyorum bir erkeğin izlediği gibi izlerdim onu, uzaktan uzağa. Yeni edindiğim arkadaşlarla konuşurken bile, gözum takılırdı birden mesela.
En çok Tunus otobüsünde rastlardım ona, belli ki bizim evin civarında oturuyordu onlarda. Hergün başka bir yere gidecek değildi ya. Rastlasmalarımız sıklaştıkça, selamlaşırda olmuştuk. Tunus durağından Zeynel'e kadarki yolda, arkalı önlü de olsa, yürür bile olmuştuk zamanla. Yıllarca aynı yolu aşındıracağımızı bilmeden yanyana...
1 yıl sonra, asıl üniversite yılları başlayınca, bir de baktım ki o kız bizim sectionda. Bu defa siyaha dönmüş saçlarıyla ve salak sarışın arkadaşıyla seyrek görüşür bir havada.
Nihayet tanışma vakti gelmişti sonunda. Çok dışa dönuk görunürdü ama pek çekingenmiş aslında. Belki de sahip olacağım en iyi dostluğun bedelini ödetiyordu ilk başlarda bana. Seçil dedi, adım Seçil Karaboğa.
Çok arkadaşım oldu benim, adres defterimden geçen bir çok isim ve numara. Ama, ömurleri hep çok kısa...Ondandır galiba, onunkini rehber yerine yazışım aklıma. Bende kendi numaramı vermiştim ona, uzun bir zaman hiç aramasa da.
Sadece sınıfta ve durağa kadarki o sınırlı yola sığdırılmış bir ilişkiydi bizimki. O ağırdan aldıkça, bende sabırla direndim ona.
Haftasonlarına çok taşmasa da, sınırları aşmıştım zamanla. Mesnevi Sokaktaki evlerinin kapısından bile içeriye girmiş; açtığı o kapıyla sadece kendisini değil, "Karaböcük" diyen tatlı dilli Necla teyzemi, Allah muhaffak etsin sözüyle bizi Milli Kütüphane durağına uğurlayan Rıdvan amcamı, bana yıllarca hem kardeş hem de dost olacak biricik ablası Gözdeyi kazandırmıştı bana.
Başkent, sadece üniversite eğitimi ve meslek sahibi olabilme fırsatı yanında, en büyük hediyeyi vermişti bana. Hiç sahip olamadığım dostluğu ve ben gibi birini bulmuştum sonunda...
Sadece bunlarla kalsa...Yıllarca koruyabildiğim formumu bile ona, yani onunla kazanılan yeni bir alışkanlığa; akşam yemeğine kadar tuketilen Etiform/Altınbaşak + Diet Cola menusu ve paylaşılan sokak simitinin yarısına, borçluyumdur mesela. Beraberinde getirdigi mide ağrılarıyla...
Bundan sonrası mı? Sarıya döndü saçları, sabaha kadar süren final çalışmaları, çılgın Palse 8 geceleri, Bodrum tatili, Ivy mekikleri, Tadım pizza saatleri, Sheraton stajı, sayılı Çeşme günleri, yılbaşları, doğumgunleri, kabus gibi geçen hastane gunleri ve saymakla bitmeyecek birçok anıya gözyaşlarımızı, kahkalarımızı, çılgınlıklarımızı, aşklarımızı ve kalp kırıklarımızı katarak, devirdik yılları. Yalansız, çıkarsız ve kavgasız...
O şimdi, sevdiği adamla evlenmiş bir eş, şekerden tatlı Ege'nin ise annesi. Düzeni ve titizliğiyle evinin de efendisi. Saçları bakır rengi ve gözleri Allah vergisi kahverengi. Çok daha spor giyimli. Sorumluklarıyla daha olgun ve daha durgun biri...
Ve hala aynı Seçil; beni anlayan, olduğum gibi kabullenip uyum sağlayan, beni sevdiğini söyleyebilmekten hiç sakınmayan, umut veren sözleriyle hep beni yatıştıran, gülen gözleriyle içime huzur dolduran, sımsıkı tutup ellerimden beni hiç yanlız bırakmayan nadide kişi.
Iyiki varsın arkadaşım, canım arkadaşım. Torunlarını görecek kadar yanında olmak umuduyla, ve saçının o zaman hangi renk olacağı merakıyla...