05 Temmuz, 2007

"O"

Insan en yakın ve en sevdiği arkadaşlarını bir bir evlendirirken, sadece mutluluklarına ortak bir nikah veya düğün davetlisi, yada aşklarının ölümsüzlendiği anın şahidi olmuş olmuyor galiba...En azından bende olmadı...

Ilk düğün...Haziran 2002. Şehir dışındaki görevim nedeniyle her anını doyasıya yaşayamadığım ve kendimi hala onun yanında olamadığım için suçladığım, ilk gün!

Ne kadar mutlu bir an, herkez tatmıştır mutlaka...En sevdiğiniz, en sevdiğiyle birlikte...Biraz heyecan ve sonsuz bir sevinç içinde, ayakları yerden kesilircesine...Ben de doyasıya yaşadım o duyguları onunla birlikte, ama derinlerimde gizleyemediğim çocukça bir kıskançlık ile, en yakın arkadaşımı artık bir başkasıyla paylaşmam gerekeceği bedeliyle. Onunla beraber yaşadığımız her anı, film karesi gibi geçerken gözlerimin önünden, biraz da korku ve endişeyle...

Derken kopmuş bir inci kolye gibi diğer arkadaşlarım da, teker teker veda ettiler bekarlığa. Yada o kutsal birlikteliğe giden yolda yürüyecekleri "O" ile birlikte, sağlam adımlar attılar geleceklerine. Ben
hepsinde biraz daha alışıyordum bu düğün dernek olayına, korkularımın bencilce yarattığı yanlızlık duygusu hiç azalmasa da
.
Evlilik müessesesine kuşbakışım ise,
bir yanımın çılgınca o gelinliği giyip "Evet, kabul ediyorum!" diye bağırmak istemesi, diğer yanımınsa kendini bir türlü hazır hissetmemesi çelişkisinden ibaretti. Avunuyordum arkadaşlarımla aramdaki 2 yaş farkla. Daha küçüğüm ne de olsa...İçimde bir ses, doğru kişi belki ama yanlış zaman sanki diyordu hala. Cevapsız sorular aklımda; nasıl üstlenilecek bu sorumluluk, o ev nasıl çekip çevirilecek? Vade, hazırlayacak kadar uzun olsa bile, aynı evin içinde hatta bazen sizin bile olmadığını hissettiğiniz bir şekilde, her an her dakika o tanıdık yabancıyla birlikte...

23 Haziran 2007. Yine bir düğündeyim. Mekanımız, Fatsa Dolunay Otel. Karadeniz'e sıfır mesafadeyiz ve güneş batmak üzere. Her yer mumlarla ve çiçeklerle süslenmiş. Yıllanmış otelin yıllanmış masa ve sandalyeleri, gelin gibi beyazlara giydirilmiş. Konuklar birbir ağırlanıp, yeni gelenlere bu önemli günü hafızalarına kaydedecekleri yer gösteriliyor. Çiftimizi tanıyan herkezin anılarını tazeleyen, biraz da gözlerine birşey kaçmış durumuna getiren slayt gösterisi sunuluyor. Ve müzik başlıyor. Pelin'im, beyaz gelinliğinin içinde bir peri kızı gibi eniştemizin kolunda merdivenlerden iniyor.

Yine en sevdiğim en sevdiğiyle birlikte, mutluluk ve güven içinde, sanki hayata yeniden başlıyor, buna şahit tüm sevdikleriyle...

O an gözlerine o kadar yakından baktım ki, mutluluğundaki tereddütsüzlüğü tüm endişelerimi ve korkularımı geride bırakmama yetti.

Artık küçük hissetmiyorum kendimi, küçük de değilim ya artık! (yeni gelinle aramızdaki 2 yaş farka rağmen) Hala çok büyük bir sorumluluk olduğunu biliyorum ama bir ev öyle yada böyle çekip çevriliyor, onu da görüyorum. O tanıdık yabancı ise;
zamanla, sizi tamamlayan diğer yarınız, yol arkadaşınız ve tek dayanağınız.

En önemlisi daha zaman varmış gibi gelse de bazen hepimize, hayat bizi misafir etmeye devam etse bile, zamansız veda edenler de oluyor işte.
Anladım ki tüm bahanelerim bu zamana kadar üstünü örtse de, henüz gerçekleşmeyen tek şey "O"' ile yani gözlerimden o tereddütsüzlüğü yansıtacak gerçek damat namzetiyle hala çıkamamakmış olmak yola...