Orada bir yerlerde, en alışagelmiş tabiriyle "hemen yanı başımızda ya da buralardan çok uzakta" bulanabilecek bir eşsize sunulabilecek sadakatin asilce dile getirilişi.....
Yatak altında kalan saç tellerinizi, kirpiklerinizi aklından çıkaramayışını bir sebebe bağlayamayan, durmaksızın size dair anılarını zihninde güncelleyen bir erkek fikri ilk başta fazlasıyla feminen görünmekte. Erkek karakterin sekonder seksüel özelliklerinden biraz uzak görünse de, ruhsal yakınlığın da verdiği etkiyle sizi kendine doğru çeken bir girdap, bir kara delik misali durmaktadır ihtişamlı bir şekilde. O noktada, bağıl yaşamaktan farklı olarak ruh temelli bir aidiyetten söz etmek olasıdır.
Aidiyet?..
Güce değil varlığa, kontrole değil ruha teslim edebiliyorsanız kendinizi, karşınızdakini teslim alabiliyorsanız aynı zamanda, ruhen yaşanan bir aidiyetten bahsetmek çok saçma olmaz. İçinde bulunduğunuz koşullardan bağımsız olarak huzur ve güveni bir arada hissedip, dokunmaya dahi ihtiyaç duymadan ikinci bedenin mevcudiyetinden haz alabiliyorsanız, bir aradaki bedenler ve ruhların birbirlerine bağlanmışlığı vardır diyebilirim ben. Yanınızda yatan kişinin kalp atışlarını dinlerken, gözleriniz yaşarıyorsa hayatınız boyunca o erkeğe yada kadına aitsiniz demektir. Bağlanmaktan, aşktan, ilişkileri kurumsallaştırmaktan, sıradanlaşmaktan, korkmak, kaçmak da çaresi değildir. Zaten bağlanmış, aşık olmuş, kendi kimliğinize uygun biçimde kurumsallaştırmışsınızdır aidiyetinizi.
Tek bir erkek vardır aslında. Diğer tüm erkekler, asıl erkeğin yapabildiklerini taklit etme yetilerine bağlı olarak puanlamadan geçen ve kopyalığı tescillenen silinmeye mahkum oyun karakterleridir. Her karakter, asıl erkeğin çekmiş olduğu çizgiden dışarı adım atacağı ana kadar "farklı" sınıfı dışında olacak, asıl erkeğin arkasında bıraktığı boşluğu tamponlayan bir top sargı bezinden farksız bir mevkiye oturmuş bulunacaktır. Asıl erkek; çevrenizde bulunan kırılmaz camdan duvarlarda bulunan gizli kapının anahtarını elinde bulunduran iki kişiden biridir(diğeri sizsiniz tabi ki). İçeri birilerini alacaksanız, anahtarı kullanma yetkinize başvurur, asıl erkek kopyalarını içeri kısa bir süreliğine alır, asıl erkeğin yokluğuna lanet edercesine zamanınızı çarçur edersiniz.
Cam duvarın içinden bakıldığında dışı görünmez, dıştan ise içeriyi gözleyebilirsiniz. İçerdeki bireyler, aslında ne olduklarının farkında olsalar da filmin hangi rolünü kaptıklarını bilmeden, repliklerini söylerler, rollerini oynarlar ve sözleşme bittiğinde de stüdyoyu terkederler.
Hepsi birer solist ise, asıl erkek assolisttir, birer aktör iseler asıl erkek başrol oyuncusudur. Asıl erkeğin varlığına duyulan özlem, sahte duyguların "duygu" sıfatıyla ısıtılmasına ve pilav haline getirilmesine sebep olur.
Dokunmaya hasret bir kaynaşıklıkla geçen ömre okunan lanetlerin, geri dönüp bedene işkence etmesidir bu aidiyet duygusu belki de. Lanetin izlerini ortadan kaldırmak için oyuna devam eder, assolistin sahneye çıkması ümidiyle beklersiniz yıllarca. Bulduğunuzu hissettiğinizde...
Her kadının harcı değildir!..
Bir ömürlük, koşulsuz bir sevgidir sözü edilen. En mahremini onun karşısında savunmasız seriverirken ayaklarına, en doğal örtünü bile mahrem saymaktır diğerlerine. Görünenin ötesinde düşünsel, bağımlılık raddesinde bağlılıktır adeta. Onunla ya da onsuz, ona adanıştır bu dünyanın kanunlarına inat bir saflıkla...